22 Mayıs 2020, 09:24 tarihinde eklendi

Elih’ten Batman’a yolculukta petrolün rolü…

Elih’ten Batman’a yolculukta petrolün rolü…

 Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” romanını okuyanlarınız vardır mutlaka. ABD Yönetiminden güç ve destek alan sanayi tekelleri ile toprak ağalarının zulmü, köylüleri topraksızlaştırma programı kapsamında yüz binlerce insanın apar topar “bilinmeyen diyarlara” göç ettirilmesi, yaşanan yüzlerce dram, yoksulluk, yeni kent ve kasabaların acılı, sancılı süreçlerden sonra kurulması...

 

Geçen hafta Batman’ın il oluşunun 30. yılı “kutlanırken” aklıma düştü, İluh Köyü’nün Batman’a dönüşmesinin öyküsü. Bu dönüşüm süreci ve göçler, Oklahoma’dan Kaliforniya’ya gitmek zorunda kalan yüzbinlerin trajedisi gibi ağır yaşanmadı elbette ancak binlerce insanın “köklerinden kopup” henüz inşa edilmemiş bir kenti ve kendi yaşamlarını inşa etmeleri de pek kolay olmadı doğal olarak.

 

Petrolün ne kadar yaşamsal ve “muzaffer kılan” bir maden olduğu, birinci ve ikinci dünya paylaşım savaşlarının sonunda açığa çıkmıştı. Yeni kurulmuş bir “cumhuriyet” için enerji kaynaklarına ulaşmak ve diğer devletler gibi kalkınmak, belki de “yarım kalan düşleri” gerçekleştirmek için de bir “fırsat” olacaktı. Böylelikle MTA ve sonrasında kurulan TPAO eliyle    özellikle “Kürtlerin yaşadığı bölgede” yoğun bir petrol bulma arayışı başladı. Bu arayışın kurmay kadrosu daha sonra alınacak Marshall Yardımı programının ülkesi ABD’den, kısmen de “idealist” yerli mühendislerdendi. 1945-1950 yılları arasındaki yoğun aramalardan sonra, İluh Köyüne 10 ila 40 km uzaklıktaki Batı Raman ve Raman Dağlarında, Meymuniye Boğazında ve Garzan Bölgesinde petrol bulundu.

 

Petrolü bulma “serüveninin” kurmay heyeti ABD’li olunca, tüm kurumlaşma, yerleşme, tahkim etme, rafinaj, sosyal donatı ve benzeri yapılaşma da hem “kolonyal” hem de “Teksasvari” gelişti “işin doğası gereği.” Petrol Sahalarına (Raman, Garzan) lojmanlar hatta sinema salonu bile inşa edildi. Yavaş yavaş “Batmanlaşmaya” başlayan İluh Köyünün sonradan Akyürek Mahallesi adını alan kısmına, içinde yüzme havuzları, Amerikan tarzı bahçeli evler, sinema ve balo salonları, tenis kortları, spor tesisleri yapılmaya başlandı. Zira “taa ABD’den” gelen ve Ankara ODTÜ’den çıkıp master yaptıktan sonra “Batman’a gelmek” gibi bir “özveride” bulunan mühendislere, teknik heyete bir “vaha” sunmak gerekiyordu ve tüm bu altyapı, yoksunluk, yoksulluk ve “geri bırakılmışlıkla” cebelleşen Kürtlerin, Batmanlıların gözü önünde yaşama geçiriliyordu.

 

Tabi bu entegre sürecin bir de “emekçiler” ,köylüler, yoksul İluhlular yönü vardı. O dönemlerdeki teknolojinin otomasyondan, bilişimden yoksun oluşu, maden-petrol aramacılığı gibi dünyanın en ağır işkolunda kol gücüne ve insana olan ihtiyacı fazlasıyla elzem kılıyordu. Yeni ilçe olmuş Batman’da ilanlar asılıyor, işçi arandığı haberleri  en ücra köylere, kasabalara ulaşmakta gecikmiyordu. Bu haberlere  ilgiyi topraksız, işsiz köylüler ve Batman kasabasında “boş oturan” gençler ilgi gösterdi sadece. Keza hemen herkes ırgat ve doğal olarak yoksul olduğundan, toprakla iştigal etmek dışındaki işlere yabancıydı , “el kapılarına” gidip maaşlı çalışmak da “feodal” karakterden ötürü yadırganan bir durumdu.

 

Birkaç yıl içinde, Batman ilçesinden, bağlı köylerden ve çevre illerin yoksullarından ağırlıklı olarak Kürt, kısmen de Siirt,Midyat ve Mardin’den Arap gençler petrol sondajı ve üretiminde çalışmak üzere Batman merkeze akın ettiler deyim yerindeyse.

 

Beş bine dayanan işçileşme süreci boyunca Batman da  büyüyor, andığımız petrol sahalarında minik “teknik-sosyal yerleşimler” hizmet vermeye başlıyor. Batman’daki söz ettiğimiz “site kompleksi” yeni sakinlerini ağırlamaya başlıyor, petrol üretimi Türkiye’nin o zamanki ihtiyacının yüzde 30’unu karşılayacak düzeye yükseliyordu. Bu durum elbette ki sistem açısından Batman’ı stratejik kılan bir gerekçeydi.

 

70’li yılların ortalarına gelindiğinde, üretilen petrolü işlemek için Rafinerinin kurulmasıyla işin boyutu ve seyri biraz daha değişiyor, nitelik ve kalifikasyon işçiliğiyle beraber nicel büyüme de sürüyor,işçi sayısı yedi binleri bulurken,Batman nüfusu da hızla artarak yüz bine dayanıyordu. Bu dönüşüm ve büyüme,beraberinde ekonomik “refah” sağlarken, sosyo kültürel ve sosyo politik bir yaşama da vesile oluyorişçilerin daha 1950’lerin başında ODTÜ çıkışlı mühendislerin önermeleri ve “öğütleriyle” başladıkları sendikal mücadele “proleterleşen” bir nüfusu da Batman’da gözle görülür kılıyordu.

 

Petrol olgusunun İluh-Elih adlı köyü Batman’a dönüştürme sürecini,bu gencecik kentin sonraları bölge ve ülke gündemini defalarca belirleyecek gelişmelere nasıl da imza attığını salt Batman’a dair dinamiklerle açıklamak eksik kalır,bundan dolayı da o dönemlerdeki ülke ve dünya gündemini de ele almak,neden-sonuç bağlamında daha ön açıcı olur.

 

60’lardan itibaren reel sosyalist SSCB sistemi tüm dünyada etkilerini göstermiş,hem ulusal kurtuluşçu hareketler hem de sosyalizm-sınıf mücadelesi heryerde olduğu gibi Türkiye’de de, “Bölgede de” yansımalarını bulmuştu.

 

Fransa’da başlayan gençlik hareketleri ,gene Türkiye’deki öğrenci gençlik yapısı türlü fraksiyonlarla taban bulmuş, Türkiye’de gelişen “işçi sınıfı” ,öz örgütlenmeler (DİSK,TÖS,TÖB-DER vb) yaratmış,hem sermayeci-ABD’ci düzene hem de bizatihi “cumhuriyet burjuvazisine” karşı kıpırdanmalar başlamıştı.

 

Türkiye’de özellikle TİP ve TKP ile İGD (ilerici gençlik derneği) ile vücut bulan sol hareketler,bünyesinde işçileri, Türkleri barındırmakla kalmamış,Kürtler ,Aleviler,Araplar da bu örgütlenmeler içindeki yerlerini almışlardı. Bu arada “bölgeden” büyük kentlere “okumaya giden” Kürt gençleri de varlıklarını yavaş yavaş hissettirmeye başlamış (50’li yıllar) ,o dönemdeki hükümetlerin “tevkifat” ve takibatına maruz kalmışlardı. Musa Anter’ler...70’lerde Sosyalist öğretiyle birlikte ulusal kurtuluşçu hareketlerin de gelişmekte olduğunu yazmıştık,bu yıllarda kimi Kürt gençleri “şoven” buldukları “sol yapılardan” kopup “özgün örgütlenmeler” geliştirmiş, böylelikle DDKO/DDKD,KUK,iGD,Kawa,Apocular,Rizgarî  ve “muhafazakar” kanatta da MTTB (milli Türk talebe birliği) gibi hareketler özellikle Antep,Batman,Elazığ,Ankara,Diyarbakır gibi illerde,işçi/köylü kitlesi içinde  gelişim zemini göstermişti.

 

Batman’a dönecek olursak...

 

Yetmişli yıllarda Batman merkez nüfusu 50 bine ulaşmışken, bunun  7 bini TPAO,Rafineri,Petrolofisi,İpragaz işçilerinden oluşmakta,bu da 30 binlik bir nüfusa tekabül etmekteydi.Özcesi Batman artık bir işçi kentiydi.

 

Genç Batman,yerlisi ve çevreden göçeni ile bir kent olmaya doğru yol alırken, köy üretim ve yaşam biçimiyle birlikte, işçileşen bu bağlamda da soran,sorgulayan bir karakter kazanmaya da başlamıştı. Batman’dan petrol sahalarına,petrol sahalarından Batman merkezdeki lojistik ve sosyal üs olan “siteye” ve rafineriye karşılıklı bir insan,makine,ürün seyrüseferi oluşmakta, bu durum kentte “esnaflığın,ticaretin”,eğitimin,sağlık kuruluşlarının da serpilmesine olanak sağlamaktaydı.

 

Demin “site” diye yazdığımız ,petrol kurumlarının müdür,amir,mühendis ve mavi yakalı yönetici ekibinin ikamet ettiği devasa kompleks,içinde tüm spor dallarına özgü tesisler,orman,yüzme havuzları,sinemalar,okullar,yürüyüş-koşu parkurları ,konser salonu gibi pek çok sosyal donatı da barındıran,hatta kurulan TPAO Orkestrasının müzik yarışmasında Türkiye birincisi olduğu “yapay bir cenneti” andırıyordu. Ancak,önemli bir konu daha vardı; Yüksek duvarlar,tel örgüler ve koruma ekipleriyle izole edilen bu sahte cennetin etrafında,yoksulluğun,sömürünün,fukaralığın egemen olduğu “gettolar” da oluşmaya başlamıştı .Bu durum,Batman halkı nezdinde gözle görülen ilk sınıfsal çelişkiydi belki de,zira o “steril” alana,orada çalışmayan halk ve gençler giremiyor,bu nimetlerden “yabancılar,zenginler” ve kente tayin olmuş bürokratlar yararlanabiliyordu sadece.

 

Petrol üretimi,rafinajı ve transferi sürerken,dev bir nüfus haline gelen “petrol işçiliği” Batman Petrol-İş Sendikasında 50’li yıllardan itibaren örgütlenmişti.Türkiye Sınıf Tarihi içinde özel önemi de olan Batman Petrol İşçiliği,Türkiye’deki pek çok işçi direnişine,grevine önderlik etmiş,1967’de Batman’da tren raylarına yatarak,tanklara direnerek nasıl da güçlü proleterleştiğini kanıtlamıştı.

 

İşçiler,özellikle sol ve ulusal kurtuluşçu akımlardan etkilenmiş,binlerce işçi anılan örgütlenmeler içinde yer almış,sınıf ve demokrasi mücadelesini içiçe yürüten bir kimlik kazanmıştı. Durumun böyle olmasında, “talebe” diye nitelenen o zamanın devrimcilerinin özellikle 12 Eylül darbesinden önce yapılan torpilli işe alımlara müdahale etmesi,toplumu-gençliği bu konuda harekete geçirmesi, böylelikle binlerce yoksul halk çocuğunun kurayla işe girmesinin sağlanması,tefeci-karaborsacı tayfasına göz açtırılmaması gibi nedenler belirleyiciydi. Böylelikle solcu-devrimci hareketler Batman’da taban bulmuş hatta 1979’da bu kentte ulusal-kurtuluşçu-solcu bir genç (Edip Solmaz) düzene,feodal yapıya rağmen bağımsız belediye başkanı olarak seçilmiş ancak henüz görevde 1 ayını doldurmadan katledilmişti.

 

Petrol,bir köyü,ekonomik,kültürel,sosyal,eğitsel anlamda büyütüyor,kentte petrol-akaryakıt ve türevleri ile ilgili daha önce toprak-çiftçi sermaye birikimine sahip bir şehirlileşmiş “aristokrat-burjuva” karışımı bir sınıfın doğmasına da yol açıyordu. 12 Eylül darbesi ile sınıf ve demokrasi mücadelesine Batman’da ve bölgede öncülük eden her sol-devrimci örgütten yüzlerce işçi işten atılmış,tutuklanmış ya da öldürülmüştü.

 

O dönemlerde ,toplumsal muhalefetin dinamik gücü olacak siyasi parti,dernek,vakıf,kurum yok denecek kadar azken,12 Eylül darbesiyle birlikte var olanlar da kapatılmıştı. Geçici bir süre kayyım atanan Petrol- İş Sendikası Batman şubesi bir süre sonra seçimlerini yapmış, seçimi gene “solcular-devrimciler” kazanmış,böylelikle uzun yıllar boyunca Petrol İşçilerinin kurumu sendika, “talebelerle” birlikte Batman’daki sosyo-kültürel dinamizmin,demokrasi mücadelesinin lokomotifi olagelmişti.

 

Petrol,baş döndürücü bir hızla Batman adlı kasabayı büyütüyordu. Akaryakıtın nakliyesi,TPAO’ya iş yapan müteahhitlik olgusu ve kimi sair olanaklarla Batman’da “yüksek katlı modern binalar inşa edilirken,ağır bir işkolunda çalışan petrol emekçileri görece “iyi para kazanıp” sendika öncülüğünde örgütlenme ve dayanışma adına gıda ve konut kooperatifleri kuruyor,Batman modern,düzenli kurulmuş mahallelere kavuşuyor,proleterleşme sürecinde okuyan,gelişen işçiler, çocuklarının eğitimine özel bir önem veriyor,binlerce işçi çocuğu üniversitelerde okumaya başlıyordu.Zira kent nüfusunun yarısı, 90’lı yıllardaki köy boşaltmalardan/zorla göçettirmelerden önceki sürece kadar petrol işçilerinden oluşmaktaydı.Batmanda bir “pazar” olan 5-6 binlik kazancı iyi petrol işçisi,aristokrasinin Batman’a “yatırımlar” (otel,market,mağazalar vb) yapmasını sağlamış, böylelikle Batman “yoksul Kürt kentleri” içinde ,henüz 40 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen modern bir görüntüyle gelişmeyi sürdürmüştü.

 

Petrol ile Batman elbette özdeşleşen iki olgu...Petrol gerçeğinin Batman üzerindeki büyütücü,dönüştürücü etkisi,özellikle 60 yıllık üretim sürecinde sayısı 30 bini geçen örgütlü ve mücadeleci petrol işçiliği gerçeği,Bu genç kentin “hacminden çok büyük bir cürme” sahip olmasına,bölge-çevre üzerinde ekonomik,siyasal,İdeolojik,eğitsel,kültürel ve ulusal bir etki yarattığı ifade edilebilir rahatlıkla. Bugün Türkiye’de zengin ilk beş yüz arasına giren birkaç Batmanlı varsa bunda petrolün katkısı büyük, bugün bölge ve Türkiye siyasetinde geçmişten günümüze aktör denebilecek kişi ve yapılar varsa,bunda petrolün ve petrol işçiliğinin katkısı asla yadsınamaz. Ancak tüm bu “olumlu” etki ve tayin edici katkılara rağmen,geniş halk kesimlerinin “bu nimetten” aynı ölçüde yararlandığını söylemek abesle iştigal olur.

 

Batman,Adıyaman ve Diyarbakır’da bugün üretilen günlük petrol, yaklaşık 50 bin varille sınırlı...Bölgenin bir petrol denizi üzerinde olmadığı,ancak petrol gölcüklerinin varlığı,özellikle de Maraş’tan başlayıp tüm bölgeyi içine alacak şekilde ta Erzurum’a dek uzanan devasa bir kaya formasyonunda petrolün olduğu kuvvetle muhtemel...Ancak özellikle AKP iktidarında bölgeden petrol çıkarma konusu tali hale gelmiş,iktidar Karadeniz ve Akdeniz’de petrol-enerji bulma ümidiyle tüm kaynak ve yatırımı deyim yerindeyse bölgeden çekmiştir. Bu metni yazan kişi olarak bu durumu “dramatik” bulmamakla birlikte, egemen sistemin petrol olgusunun ve proleterleşmenin beklendiği gibi bireyi-toplumu “sistem içileştirmediğini” tam aksine demokrasi ve özgürlük mücadelesinin öznesi haline getirdiğini gördüğü ve üretilen “miktarı” rantabl bulmadığı için biraz da “hülyalı dış politik” hedefleri yeğlediğini belirmem mümkün...

 

Son tahlilde; evet Batman’da petrolün bulunuşu,üretimi,rafinajı köy kökenli bir nüfusu kentlileştirmiş,Elihi modern-aydın Batman yapabilmiş ancak ,bu “nimetin” total kazancı yöre halkına eşit bir şekilde dağılmamış,kentte ve civarda neredeyse kastlar yaratmıştır. Belki de en büyük “katkısı” , “bölge” illerinin tümünde kırdan kente doğru büyüme ve gelişim gösteren demokrasi ve özgürlük mücadelesinin, Batman’da aksi bir seyir izleyerek kentten kıra gelişimi gibi ilginç bir sonuca vesile olmasıdır.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *